• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/groups/kutludogumdokumanlari/
Üyelik Girişi
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam13
Toplam Ziyaret272180
Site Menüsü
Site Haritası
Takvim
Esmaül Hüsna
Siyer Araştırmaları Merkezi

Siyer Tv

KUTLU DOĞUM HAFTASI

Toplumda Güven Duygusu

Necmettin Nursaçan Konferansı

Necmettin NURSAÇAN

Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı

 

Bismillahirrahmanirrahim,

Elhümdüllahi rabbil alemin. Vessalatü vesselamü ala rasülina muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ecmain

Muhterem İl ve İlçe Müftülerimiz, Değerli Belediye Başkanlarımız ve Aziz Davetliler,

Seyrani der ki;

Hak yoluna gidenlerin

Asa olam ellerine

Eğer bir vasfın edenlerin

Kurban olam dillerine

 

Sevgili peygamberimiz “men la yeşkürünnase la yeşkurullah”.  “İnsanlara teşekkür etmeyen Allah’a da şükretmiş olmaz.” buyuruyor.

Ben değerli müftümüze, yardımcısı personele, uzaktan yakından teşrif eden sizlere, teşekkür ederek söze başlamak istiyorum.

Niçin teşekkür? diyeceksiniz. Sevgili Peygamberimiz bakın, veda haccında 124 bin insana pırlanta mesajlar veriyor. Arada “E lâ hel bellağtü” 

-          Ne dersiniz ashabım. Görevimi yaptım mı? Allah’tan aldığımı kullarına duyurdum mu? Rabbım beni sizden soracak ne dersiniz görevimi yaptım mı, yaptım mı?

-           Yaptın Ya Rasulallah, yaptın. Allah’tan aldığını bize duyurdun.

-          Allah’ım! Şahit ol yarab! Şahit ol yarab! Kulların görevimi yaptığımı söylüyor, diyor.

Sevgili peygamberimiz sahabeden birine buyuruyor ki; Bakın koyun kuzu otlatmayı seviyorsun. Namaz vakti gelince ezan okumayı ihmal etme, sesini duyan canlı cansız varlıklar Allah mahkemesinde şahitlik edecek, buyuruyor.

Aziz davetliler,

Medine’yi ziyaret edenler hatırlayacaklar… Hazreti Hamza efendimizin şehitlerini başı, hazreti Hamza efendimizin kabrinin yanında Mus’ab bin Umeyr vardır. Onunla birlikte Abdullah ibni Cahş hazretleri vardır. Peygamberimize de akraba. Uhut savaşı devam ederken bakın. Ama peygamberimize akraba Sad ebi Vakkas var. Onun bir özelliği var. Duası makbul bir sahabi. Abdullah b. Cahş ona ne diyor. Gel şurada ben dua edeyim, sen amin de. Sen dua et, ben amin edeyim.

-          Ya Rabbi” Senin yolunda bu müşriklerle mücadele edeyim ama sonunda razı olup selamet döneyim. Abdullah buna:

-          Amin diyor. Sıra Abdullah’a geliyor o da şöyle dua ediyor.

-          Senin yolunda bu müşriklerle mücadele edeyim. Ama sonunda gazi değil, şehit olayım. Hatta yarabbi şehit olmakla da kalmayayım. Düşmanlar dudaklarımı, kulaklarımı, yüzümü kessin. Ben senin huzuruna vardığımda sen sorarsın bana.

-          Abdullah! Dudakların nerede?   Kulakların nerede? Yüzün nerede? diye sorarsın. Ben diyeyim ki,

-          Ya rabbi sana layık yüz yoktu bende. Utandım getiremedim. Habibinin de bulunduğu bir savaşta tozlar topraklar arasına bıraktım da geldim diyeyim.

Ya bu Nasıl dua? Buna amin diyeyim mi? Madem gönül muradı. Öyleyse muradına ersin. Duası makbul sahabi Sad b. Vakkas:

-          Amin diyor. Nitekim. Ve Abdulllah b. Cahş hazretleri şehit oluyor. Şehit naşını teşhiste bile güçlük çekiliyor. Duydukları, taşıdıkları sorumluluğu görüyor musunuz?

Aziz davetliler,

Amel defterimizin muhteşem bir tablosunu meydana getirdiniz. Bizim milletin mayasında, hayır istidadı vardır. Köylerden dolmuşlarla, çeşitli vasıtalarla, uzaktan yakından şu muhteşem tabloyu gelerek meydana getirdiniz, o yüzden teşekkür ediyorum. Cenabı Hak hepinizden razı olsun. Efendimizin beyanına göre burayı cennet bahçesi ettiniz.

“Cennet bahçesine uğrayınca çok faydalanın”

-          Ey Allah’ın Rasülü! Nere cennet bahçesidir?

-          İlim meclisi, cennet bahçesidir. Peygamberimizin dilinde bura bir cennet bahçesi olmuş. Bu muhteşem tablonuz bana şu hadisi şerifi de hatırlatıyor.

“Allahın yeryüzünde gezici melekleri vardır. Böyle bir topluluğu bulunca Allah’ın da malumu olduğu halde:

-          Ya rabbi filan yerde kullarını gördük seni anıyorlar.

-          Derdi ne o kullarımın?

-          Cennetini istiyorlar ya rabbi.

-          Görmüşler mi?

-          Görmemişler ama görmüş gibi inanıyorlar.

-          Ya görseydiler?

-          Görseler daha fazla gayret ederlerdi.

-          Kaygıları var mı?

-          Cehennemi kaygı ediyorlar.

-          Görmüşler mi cehennemi?

-          Görmemişler ama görmüş gibi inanıyorlar.

-          Ya görseydiler, görseler daha fazla sakınırlardı.

-          Meleklerim orada bulunanları bağışladığımı sizi bağışladım sizi şahit tutuyorum. Bazı melekler diyor ki:

-          Yarabbi içlerinde biri var o buna layık değil o bunun dışında kalsın ya rabbi.

-          Ama meleklerim! Benim rahmetim onu da içine alacak kadar geniştir, onu da bağışladığıma sizi şahit tutuyorum.

Aziz davetliler,

Allah’ın lütfuna keremine bakın. Hazreti Musa bir gün:

-          Ya rab deyince,

-          Buyur ya Musa!

-          Ya rabbi! Ben utandım. Ben kimim ki “Ya Rab” deyince sen bana buyur, dedin.

-          Ya Musa! Birisi Ya Rab deyince ona buyur dememekten utanırım ben.

-          Ya rabbi herhalde itaatkâr kullarına dersin, günahkâr kullara da buyur diyeceksin değil ya.

-          Ya Musa! İtaatkâr kullara buyur derim, günahkar kullara buyur demezsem o zaman benim cömertliğin nerede kalır?

Allah’ın lütfuna bakın, keremine bakın. İşte şu tablonuz, bu amel defterimizin güzel bir sayfasını meydana getirdi de,  o yüzden ben teşekkür etme lüzumunu hissettim.

-          Diyeceksiniz ki sen daha konuya girmedin, konuya girişin bu kadar sürüyorsa vay bizim başımıza. Yok sizi rahatsız etmeyeceğim. Madem Allah Rasulünun dilinde cennet bahçesi.

-          İnsan, cennet bahçesinden rahatsız olur mu? Kur’an ayetlerinin okunduğu yere, sekinet iner, iman gücü iner, melekler etrafını kuşatır. Mukarrebun melekler topluluğunda rahmetle anılırlar. O yüzden böyle bir meclisten giderken sanırım ki, bal yemiş, baklava yemiş gibi, kelebek kanadına dönmüş gibi, her halde streslerden kurtulmuş,  hafiflemiş olarak gideceğinizi ümit ediyorum.

Aziz davetliler,

Değerli müftümüzün ifade ettiği gibi, aranızda Kâbe’den, Ravza’dan yeni gelen insanlar vardır. Ben de onlar arasındayım. Öyleyse hep söz oraya geliyor.

Dr. İkbal diyor ki, Kâbe’den gelenleri ziyarete gittim. Ne getirmişler? Hurma getirmişler, zemzem getirmişler, iyi etmişler. Amma hurma zemzem değil de, Allah Rasulü’nün imanını,  Hz. Ebubekir’in ferasetini, Hz. Ömer’in adaletini, Hz. Ali’nin şecaatini, Hz. Osman’ın nezaketini, edebini getirseler daha iyi ederlerdi, dediği gibi,   Acaba biz ne getirdik ola?

 Değerli davetliler,

Peki, Kâbe ile bizim ne ilgimiz var? Olmaz olur mu? Her gün var. Değil dirimizin, ölümüzün ilgisi var.  Hatırlıyor musunuz? Cenazemizi kabre koyunca şöyle sağ tarafa meyillendiriyoruz.  Nedir onun anlamı? Kalbi Kâbe’ye yönelik olsun, kâbeyle irtibat kursun.

Mümin Allah sevgisi ile dolu insandır. “Vellezine amenü eşeddü hubben lillah.” “Müminler en çok Allah ı severler. Allah sevgisinde doyuma ulaşmak için pâk alnını secdelere koyar. Namaz kılar.  Allah sevgisinde doyuma ulaşamaz,  zekât verir, hayır yapar.

İnsanın tabiatı toprakta. Toprağın karakteri sıkı olmak. İnsan kuruşundan ayrılmak istemez. Rabbim emretti diye. “Nefsini cimrilikten kurtaran kişi kurtuluşa ermiştir. Ama Allah sevgisinde niye doyuma ulaşamıyor? Allah sevgisinde doyuma ulaşma yeri Kâbe’dir.

Bir mübarek sefer olsa da gitsem

Kâbe yollarında kumlara batsam

Ne tahassüs ile yaşattın o mukaddes emeli

Kâbe’nin âşıkısın kendini bildin bileli

Hak nasib etse de varsam güzel kâbe sana

 

İnsan Allahtan niçin ömür ister? Allahın ayetlerini iki, zatınız için. Kâbesini isteyin. Niçin insan Allahtan ömür ister?

Bir gün sevgili peygamberimiz, kâbeyi seyrediyor.

Kâbe, ne güzelsin. Ne güzel kokuyorsun. Kâbe, ne çok saygıya layıksın amma Kâbe, bir mümin senden daha çok saygıya layık. Allahın Rasülü kâbeyi seyrediyor. Kâbe ile mümini birbirine benzetiyor. Kâbe, Hz. İbrahim’in yapısı. Gönül, Allah yapısı. Demek, kâbede bunu getirdik.  İnsana saygı.

Değerli müftümüz açılışta vurguladı. Ailede şiddet, sokakta şiddet, bu bize yakışıyor mu? Kur’an’da en fazla geçen ayet 114 defa geçiyor.

Bismillahirahmanirrahim. Esirgen, bağışlayan, Allahın adıyla. Allah rahmandır, inana inanmayana hayat verir, rızık verir, imkân verir. Dünyada iken mümin olanlara, ahirette merhameti var. Rahimdir, Peygamberimizi Cenab-ı Hak tarif ederken “vemâ erselnâke illâ rahmeten lil âlemin” “Ey peygamber seni bütün alemlere, rahmetimin, merhametimin ifadesi olarak gönderdim.

Ahmet Yesevî hazretlerine bakın. Orta Asya’yı Anadolu’yu aydınlatan. Peygamberimizi anlatırken diyor ki:

Çıplaklığa açılığa kanaatli Muhammed

Gece yatıp uyumaz tilavetli Muhammed

Garip ile yetime sahavetli Muhammed

Yoldan çıkan azgına hidayetli Muhammed

 Âsi, câni ümmete şefaatli Muhammed

 

En kötüye en fazla iyiliği dokunuyor. Evet, insan kainatın gözbebeğidir.

Hoşça bak zâtına ki zübde-i âlemsin sen .

Mürdüme-i dide-i ekvâm olan âdemsin sen.

Kâbe’nin gözbebeğisin. Gaye varlıksın sen.

Yani demek gaye varlık. Yer, gök, ay, güneş, deniz. Bitki, hayvan, hepsi hepsi insanoğluna hizmet ediyor. Şu zehirli böcek arı, çiçek çiçek dolaşıyor. Kur’an’ın şifa vardır buyurduğu balı yapıyor. Şu ineğe bakın. İnek yemyeşil ot yiyor. Kur’an’da geçiyor. Hışve ile kan arasından size faydalı gıda veriyoruz, hışve kokusu yok, kan rengi yok, bembeyaz, faydalı bir gıda.

Demek, o da bize seferber, cihan seferber.

Bakın o yediğimiz ekmeğe bakın. İlk lokma, ekmek buğday olup, toprağa ekiliyor, filiz oluyor, başak oluyor, biçiliyor, dövülüyor, savruluyor, yoğruluyor, pişiriliyor, taşınıyor, soframıza geliyor.

Ama Ya Rabbi! Onun böyle olması lazım, toprak lazım, su lazım, hava lazım, güneş lazım, yer lazım, gök lazım, cihan lazım… Bir lokma ekmek için. Niye?

İnsanoğlu çünkü Hakk’a kulluğu, halka hizmet için yaratılan, yeryüzünde Allah vekili olan insan. İnsanoğlunun o yüzden fizik bünyesinin kıymeti var.

“Bir kişiyi öldüren bütün insanları öldürmüş gibidir.” Ayet-i kerime,  bir kişinin öldürülmesinde yerde yaşayanlarla gökte yaşayanların payı bulunsa, payı bulunanları Allah cehennemde yüzüstü sürüm sürüm  sürükler.

Bir gün cezaevinde konuşuyorum. İslam’da insanın yeri değeri nedir? Bu konuyu işliyorum.   Mahkûmlardan biri ileri atıldı:

-          Hocam, iki adamın katili, aklına gelen her kötülüğün failiyim. Eğer senin şu anlattıklarını bilseydim, bu suçların faali olmazdım ve burada da bulunmazdım, dedi.

Doğrudur. Yani demek ki Kâbe’den bunu getirmeye ne kadar ihtiyacımız var. Müslümanın dirisi saygıya layık, hastası saygıya layık. Hastayı ziyarete giden kişi, cennet bahçesine girmiş gibidir.

Bolu’nun bahçesine giren ne yapar? Eline bir sepet alır, sebze toplar, meyve toplar. Cennet bahçesine giren kişi sevap toplar, rıza toplar.

Bir hastaya vardın ise

Bir içim su verdin ise

Yarın da karşı gele

Hak şarâbın içmiş gibi.

Ölüsü de saygıya layık.

Bakın efendimiz ne buyuruyor:

“Cenaze namazını kılana bir dağ, kabre kadar götürene iki dağ sevap verilir.”

Peki, namazını kılana bunlar veriliyor, ya cenazeye? O onların ricası hürmetine Allah müteveffayı da bağışlar. Cenaze namazını kılarken üçüncü tekbirden sonra ne diyoruz?  ”Allahümmağfir li hayyine ve meyyitina ve sağırina ve kebirina ve zekerina ve ünsana.” “Yarabbi! Ölümüzü dirimizi, kadınımızı erkeğimizi, küçüğümüzü büyüğümüzü, burada olanımızı olmayanımızı bağışla  Ya Rab”  bu namazını kıldığımız adam iyi bir adam idiyse arttır bunun mükafatını,  günahkar  biri idiyse bağışla Ya Rabbi bunu.

Şu duamızın güzelliğine bakın, ölüden diri, diriden ölü faydalanıyor. Ya diriden, diri faydalanmalı değil mi? Bir Müslüman diğerine yardım ettiği müddetçe Allah’ın yardımı da onun üzerine olur. Kullarımdan zayıf birine siz iyilik ederseniz onun da teşekkür edecek dili bulunmazsa, onun yerine size ben teşekkür ederim.

“Aç kulumu doyuranı, cennet meyveleri ile Allah doyurur. Susuzu sulayana, ağzı mühürlü özel cennet meşrubatı ile Mevla sular. Ve çıplak birini giydireni de Cenab-ı Hak cennet giysileri ile donatır” buyuruyor sevgili peygamberimiz.

Bunun için ne lazım?

Bunun için ziyaretleşme, “benim için birbirini seven, birbirini ziyaret edenlere, benim sevgim hak oldu. Ben de onları severim.” Yarım elma gönül alma. Komşu kadın, komşu kadına koyun paçası da olsa ikram etmekten geri durmasın. Bu da ele varır, bu da hediye edilir mi? demesin. Hediyeleşin birbirinizi seversiniz. Zaman zaman ziyaret edin. Sevginiz artar. Sonra Allah’a yemin ederim ki iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olmazsınız. Birbirinizi sevmenin yolunu göstereyim mi? Selamı yayınız.

Büyük şeyler değil demek ki ha. Selâm lazım, tebessüm lazım, ziyaretleşmek lazım, acısını tatlısını paylaşmak lazım. İşte o zaman dünyayı cennet etmiş oluruz. Kâbe’den demek, bunu getirdik öyle mi? 

Başka şunu da getirdik. İbrahim peygamber oğlu İsmail ile birlikte kâbeyi yapıyorlar. Kur’an anlatyor:

“Yarabbi bunu bizden kabul et. Rabbımız bizi ve evladımızı Müslüman eyle diyor.” Yani demek dua hem kâbeyi yapıyor hem de dua ediyor.

Aziz davetliler,

Müminlerin güç kaynağı duadır. “De ki ey peygamberim! Duanız olmayaydı rabbim sizi nideydi?

Sevgili peygamberimiz bakın sabah olunca: Sabaha erdik , mülk Allah’ındır hamd O’nadır.

Gün ortasında, Ya Rabbi seni zikretmeye, seni şükretmeye, sana en güzel şekilde kulluk etmeye dair bana yardım et, diyor.

Sofraya oturunca yemekten sonra, “elhamdülillezi etamene ve sakana” Bizi doyuran, bizi sulayan Rabbim, Sana hamdolsun…

Tuvalet çıkışında, “bana sıkıntı vereni benden gideren ve bana afiyet Rabbim, sana hamdolsun. “

Yatağa girince sağ yanağı sağ elinde. Yarabbi kullarını haşrettiğin gün, beni azabından koru. Her hali dua,

Süleyman peygambere bakın.  Orduların komutanı, hazinelerin sahibi. Maddede hükümdar, manada peygamber…

Evet ne diyor bu peygamber, hem de üç şey istiyor: “Yarab bana, anama, babama bu kadar nimet verdin. Bu nimetlere şunu ilave et diyecek yüzüm yok. Amma bu nimetler münasebetiyle sana şükredecek bir anlayış ver bana.”

Aman yarabbi. Ne büyük gerçek! Yarab ne diyor hele ne diyor.  Tekrar edelim. Bana, anama ve babama bu kadar nimetler verdin. Bu nimetler dolayısıyla sana şükredecek bir anlayış ver.

İki, senin razı olacağın işleri yaptır bana.

Üç, Ya Rab ilim verdin, iktidar verdin diye insanlara tepeden baktırma. Salih kullarla yaşat, onlarla birlikte haşret.

Yusuf aleyhissalama bakın. Hapishanelerden çıkmış. İftiralardan beraat etmiş. Köle iken sultan olmuş. Devlet ve dünya bütün şaşaası ile ona yönelmiş o da Allah’a yöneliyor. Ne diyor? Ya Rab bana ilim verdin, iktidar verdin. Yerleri ve gökleri yaratan rabbim! Benim dünyada da ahirette de yârim, yardımcım sensin Allah’ım.

Şimdi ne diyecek üst üste iki nokta:

“Teveffenî müslimen ve elhiknî bissâlihîn” Yarab beni Müslüman olarak öldür, beni salih kullarınla beraber haşr eyle.

Aman yarabbi. Müslüman olarak ölmemek ihtimali var mı? Elbette var. İpler Allah’ın elinde. Niye bir günde kırk rekât namaz kılıyoruz da, “ihdinassırâtal müstakim” 40 defa böyle diyoruz? Yarab sana giden yoldan ayaklarımızı kaydırma Yarab. “Gayril mağdubi aleyhim veladdâllin.” 40 defa böyle diyoruz. İpler Allah’ın elinde. Hudutsuz bir şekilde Allah’a muhtacız. Sevgili peygamberimizin şu duasına bakın. Kulluk dilekçesidir.

“Allah’ım ben yoktum, Sen var ettin, varlığından haberdar ettin. Allah’ım bana olan nimetlerini itiraf ederim. Bu nimetler karşılığında Sana hakkıyla kulluk edemediğimi de itiraf ederim. Ya Rab! İşlediğim hataların şerrinden Sana sığınırım. Beni Sen bağışla, Senden başka kim bağışlar ki, Ya Rab.

Muhterem davetliler,

Demek, müminlerin güç kaynağı dua.  Yapacağınız dua ile ya bir hayra erersiniz. Ya da bir kötülüğün önüne geçersiniz. Her ikisi de söz konusu olmazsa amel defterinize Allah’ı zikir sevabı.

Albay Celal Doğan. Bakın Kore hatırası… Bayram geliyor. Asker istiyor ki, Kore’de bayram namazını kılalım. Bayram namazı da vakit namazları gibi tek tek kılınmaz, ferdan ferda kılınmaz. İlla cemaatle kılınır. Fakat cemaatle namaz kılınacak kapalı bir mekân yok,.. Açık havada kılacağız ama biz namaza durunca bir saldırıya maruz kalırız da milletin evladının başına bir iş gelirse diye endişe ediyorum. Ben de istiyorum ki, bayram namazını kıldırayım. Asker de can atıyor. Kurbeten de Bayram namazını kılalım. Allah’a sığındık. Bayram namazını kıldık. Namaz bitinceye kadar üzerimizi bir sis tabakası kapladı ve namaz bitti sis tabakası açıldı diye hatırasını böyle anlatıyor.

Bir ara Alanya’ya gitmiştim de bakın, orada bir arkadaşım bana şunu anlattı. Diyor ki; Alanya’dan şöyle birkaç arkadaş, Alanya’nın orman köylerinden biri davet etmiş. Buraya gelin de bir ceylan avı yapalım. Vardık geceleyin dolaştık ormanlarda. Ne tavşan ne ceylan bir şey avlayamadık. Vakit geçti arkadaş biz gidelim artık. Ama o biraz utanır gibi oldu. Ben davet ettim hem de bir şey avlayamadık. Gelin boş gitmeyin ya. Ben şurdan bir keçi satın alayım. Onu da keseyim. Butlarını çantanıza koyun götürün evinize. Ya bu gecenin altında keçiyi nereden bulacaksın arkadaş. Bu köyde her evde keçi olur. Ya siz biraz bekleyin. Ben kimseyi rahatsız etmem. Öyle ışığı yanan bir evin ziline basarım. Ha şu evin ışığı yanıyor. Ziline basıyorum. Çıkıyor adam.

-          Arkadaş keçin var mı?

-          Var.

-          Satar mısın?

-          Satarım.

-          Kaça?

-          Şu paraya.

-          Peki, al parayı, ver keçiyi. Köylüyü bir hıçkırık tutuyor.

-          Ya arkadaş fiyat istedin biz verdik. İstemiyorsan al keçini ya. Bu ağlamanın alemi ne ya? Gözyaşı bize çok tesir etti. Niye ağlıyorsun arkadaş ya? Diyor ki:

-          Bu önümüzdeki sabah benim oğlum askere gidecek. Oğlanın cebine koyacak harçlık bulamadım. Borç aradım bulamadım. Bu keçiyi dün pazara çıkardım. Elimi arkama tuttum bir fiyat veren olmadı. Bu saatte ışığımın yanmasının sebebi bu. Uyuyamıyordum. Allahım! Şu oğlanın yanında beni mahçup etme. Bana bir çare diyordum. Gecenin altında Allah sizi getirdi.  O yüzden hıçkırıklarıma mani olamıyorum, diyordu.

Aziz davetliler,

Kâbe’den demek dua ama sadece dilimizle değil fiilen de dua. Hem dilimizle hem de fiil,  davranışımızla dua. Mesela kuranın öğrettiği bir dua. “Ya Rab! Bizi ve bizden önce imanla ebediyete göç edenleri bağışla Rabbımız. Müminlere karşı gönlümüzde kin bırakma. Sen esirgeyen bağışlayan mevlasın.

Allah’ın öğrettiği duayı evlenirken okuruz. “Ya Rab bize göz nuru, gönül sürûru eş ver, evlat ver. Seni sevenlere örnek eyle bizi. Ya Rab biz örnek aile olalım.” Dilimle böyle diyorum. Amma fiilimle de bu istikamette olmam gerekiyor.

Aziz davetliler,

İbrahim peygamber kâbeyi yaparken demek dua ediyor. Duasında neler söylüyor:

“Ya Rab beni ve evladımı Müslüman eyle”, diyor. Daha ne diyor: “Ya Rabbi tevbemizi kabul eyle.” Ya bu nasıl iş ya. Yakar bu gerçek ya. İbrahim peygamber gibi bir insan. Kim İbrahim peygamber? Allah yolunda ateşlere atılmış, evladını kurbana yatırmış, misafirsiz yemek yememiş, “Âlemlerin rabbi olan Allah’a teslim oldum ben” demiş olan bir peygamber, “Ya rabbi tevbemizi kabul eyle” diyor.

Ey halk içinde ulu

Olmuş nefsinin kulu

İşi  ey yaman huylu

Tevbeye gel tevbeye

 

Ulu kıyamet kopa

Düz ola dere tepe

Niceler yoldan sapa

Tevbeye gel tevbeye

 

Sakalına baka bak

Kara iken oldu ak

Dünya sana kurdu fak

Tevbeye gel tevbeye

 

Uça gide can dahi

Kuru kala ten dahi

Yunus Emre sen dahi

Tevbeye gel tevbeye.

Aziz davetliler,

Gelin sizi şimdi, değerli vaiziniz Ergün bey var da. Oraların resimlerini çektiğini söylerdi. Gelin şimdi sizinle şöyle gönül kameralarını, Kur’an’ın büyük surelerinden biri Tevbe suresi. Ne anlatılıyor orada. Tebük çölüne şöyle sizi hayalen götüreyim.

Yaz gününün en sıcak zamanı, kuraklık var, kıtlık var. Bir haber geldi. Bizanslılar büyük bir orduyla Müslümanların üzerine yürüyormış diye. Onun üzerine peygamberimiz ashabı seferberliğe hazırlıyor. Günlerce hazırlık yapılıyor. Hz. Ebubekir malının tamamını getiriyor.

-          Evine ne koydun Ebubekir? Allah ve Rasülünü koyduk.

Hz. Ömer malının yarısını, Hz. Osman, 90 deveyi yükleriyle birlikte ve hatırı sayılır büyük bir parayı da efendimizin kucağına bırakınca:

-          “Allah seni affeder Osman, Allah seni affeder Osman”.

Kadınların arasına giriyor Efendimiz. Hz. Bilal’in önüne bir önlük takıyor. Kadınlar bilezikler, küpeler ... Hele kadının biri küpeyi öyle bir çekiyor ki, kanıyor kulağı kanlı bir küpeyi veriyor. Allah rasülü hazırlığa bakın…

Ebu Ukeyle Ensari, sabaha kadar su taşıyor. İki ölçek hurma kazanıyor. Birini evine, birini buraya veriyor. Yedi kişi var ki onlar geliyor.

-          Ya Rasülallah bizi de götür.

-          Hayır sizi götürmem.

-          Neden götürmezsin?

-          Sizin binecek binitiniz yok. Gidilecek yer çok uzak yer. O yüzden götürmem. Onlar da çıkmış caminin önünde ağlaşıyorlar. Öteki varlıklı Müslümanlar kardeşim:

-          Niye ağlıyorsun?

-          Peygamber aleyhisselam beni savaşa götürmüyor.

-          Niye götürmüyor?

-          Binitin yok diye…

-          Ağlama binitini ben veririm.

Kur’an anlatıyor mu bunu? Tabi ya Kur’an anlatıyor… Allah Allah… İşte Mevlana ne diyor?  “O yedi kişinin gözyaşı Cibril’in eline geçseydi, alır da kanadına süs diye takardı”, diyor.

Sefere çıkıldı. Birinci konaklama mevkiinde, bu arada bakın Ulbe b. Zeyd adında bir sahabi çıkılmazdan önce o da şöyle dua ediyor gece…

-          “Yarabbi yoluna hizmete teşvik ettik ama bir şeyim yok. Neyim varsa yoluna feda.

Cenab-ı Hak peygamberini haberdar ediyor. Peygamberimiz de ashaba söylüyor:

-          İçinizde bir arkadaşınız var ki, bu gece kendini Allah’a adadı. O sözü dolayısıyla kabul olmuş bir zekât sevabı kazandı.

Ayrıldılar, birinci konaklama mevkiinde sahabeden birisi Ebu Hayseme, evin önünde, ağacın altında hanımı yemek hazırlamış, su var, yemek, filan… Şöyle düşünüyor.

-          Kaim nefsim! Peygamber aleyhisselam alev yağıyor, ateş yükseliyor, yakıcı Tebük çölünde insanlık için gitsin, sen de utanmadan, eşinin hazırladığı yemeği ye, soğuk sular iç öyle mi? Haram ederim sana, bir lokma ekmek yedirmem, bir yudum su içirmem. Derhal atına bin de koştur.

Atına binip koşturuyor. Peygamber Efendimiz

-          Şu toz duman içinde gelen şu süvari Hayseme olaydı, buyuruyor.

Biraz daha yaklaşınca:

-           Hayseme Ya Rasülallah, Hayseme:

-          Hayseme az kalsın helak oluyordun. Hayseme az kalsın helak oluyordun. Benim için af dile Ya Rasulallah. Benim için af dile Ya Rasulallah.

Aziz davetliler,

Sefere gidildi. Salimen, ganimen dönüldü. Bazı kişiler huzura vardılar.

-          Ya Rasülallah eşim hastaydı, ondan sefere katılmadım.

Yalan söylüyorsun demez, Allah’ın rasulü, onu rezil etmez. Rabbısıyla kendisi arasında bırakır. Ama üç kişi var ki, biri Ka’b İbni Malik. O ben ne diyeceğim? Niçin sefere gitmedim? Yan yattığım yetmiyor gibi bir de yalan söyleyeceğim öyle mi? Huzura girer.

-          Ya Rasülallah. Hiçbir mazeretim yoktu. Nefsime uydum ve gitmedim. Cezam neyse verin ya rasülallah.

-          Cezanın ne olduğunu bilmiyorum, bekle.

Bunun gibi iki kişi daha. Evet, cezaları neymiş.

“Hiçbir Müslüman bunlara selam vermeyecek, konuşmayacak.”

Aman Ya Rabbi!

Diyor ki bir gün amcamın oğlu bahçede çalışıyor, patladım, selam verdim almadı, yüzüme bakmadı. Mescidi nebeviye geliyorum. Peygamber aleyhisselamın yanını duruyorum.  Acaba selam verirken mübarek gözü, gözümün içine gelir mi? Gelmiyor. Bir gün Pazar yerinde dolaşıyorum. Gassani hükümdarı bir elçi göndermiş.

-          Senin kıymetini bilemedi Müslümanlar, sen bana gelirsen seni vali edeceğim, diyor.

Yani Müslümanlıktan çıkıp Hıristiyan olursan seni vali olarak atayacağım.

-          Yarabbi benim suçum bu kadar mı büyüktü? Yani Müslümanlıktan çıkma teklifi ile bile mi karşılaşacaktım?

Mektubu yırtıp atıyor. Elli gün gece gündüz, Kur’an anlatıyor bunu:

“Dünya genişliğine rağmen dar geldi, sığınılacak yer bulamayıp Allah’a sığındılar. Allah da tevbesini kabul etti.”

Efendimiz müjdeci gönderdi. 50. gün evin damında sabah namazını kılıyordum. Karşı yamaçta:

-          Müjde Kâb,  Müjde gözün aydın. Allah Rasülü seni bekliyor.

Peygamber efendimiz neşeli olunca mübarek yüzü ay gibi dalgalanır. Kâb ibni Malik, mescidi nebeviye geldi.

-          Yarasülallah! Bu müjde sizden mi, Rabbımdan mı?

-          Hem rabbımdan hem de benden diye nazil olan ayeti okudular.

Aziz davetliler, Sevgili gençler,

Sözü şuraya getirmek istiyorum. Bir günah için bin âh etmesi gereken ben amma,  bin günahına bir âh etmeyen ben. Sefere katılmayanlara Kur’an ne dedi? “Buyurun Allah yoluna denilince ne oldu da yerlerinize mıhlandınız. Dünya doyurdu mu sizi, öyle mi? Sizin bir cennet, cemâlullah diye bir arzunuz yok mu? Sizin emeliniz, hayaliniz mezarlık duvarında sona mı erdi?”

Hayatı örtecekse bir mezarcığın küreği

Ne diye taşımalı emel dolu yüreği

Evet, demek Kâbe’den bunu da getiriyoruz. Tevbe öyle mi? Günahta ısrar etmemeliyiz.

Sevgili gençler, değerli kardeşlerimiz ilahi okudular.

Ömür bahçesinin gülü solmadan

Uyan hey gözlerim uyan,

Ecel bir gün bize devran salmadan

Uyan hey gözlerim uyan

 

Derviş yunus söyler sözün tutulmaz

Senin kumaş bu illerde satılmaz

Böyle yatmak ile hakka yetilmez

Uyan hey gözlerim uyan.

Bolu Belediyesi mezarlık defteri üzerinde istersen seninle bir çalışma yapalım. Biz sanıyoruz ki yaşlanan ölür.  Hayır,  yaşlanan değil, eceli gelen ölür. Kim o? Genç te olabilir yaşlı da olabilir. Öyleyse her gün bir kıymettir, her gün bir kıymettir. Kur’an niye büyük suresinde şu hadiseye yer verdi:  Biliyor musun?

Beyazıt camiinde Kır Hüseyin diye birisi hanımlara vaaz yaparmış. Bundan 80 sene öncenin lafını söylüyorum. Arada bir dermiş ki,

-          “Kadıııııııın.. Kır Hüseyin kendini kurtarır, sen başının çaresine bak” dermiş.

Sevgili kardeşim bu sözleri ben söylüyorum. Bunu söylemekle ben kendimi kurtarırım. Kendi başının çaresine bak.

Evet, kâbeden başka neyi getirmişiz?

Diyeceksiniz ki hani ya sen aile konusuna gelecektin? Oraya geleyim artık. Bakın, Hacerül esvede gelirken, haceri esved köşesinden önceki köşenin adı rüknü yemani. Rüknü yemani ile rüknü hacer arasında, Allah’ın öğrettiği şu duayı yaparız. Bu duayı namazdan çıkarken de okuruz. Ne demiş oluyoruz?

Ya Rabbi! Senin huzurundayım. Huzurundan ayrılmazdan önce, senden bir şey daha istiyorum Ya Rabbi. “Rabbenâ âtinâ fiddünya haseneten ve fil âhireti haseneten vakınâ azâbennâr.

Yarabbi bize dünyada iyilik ver, eşimle çocuklarımla, güler yüzlü, tatlı, meşru bir yaşayış yarab. Ebedi hayatta cennetinle, cemalinle beraber eyle. Biz evlenirken ne derler? Bir yastıkta kocayasınız. Bir yastık dediğin kaç sene? 40, 50, 60. Sonra ayrılsınlar mı?

Hayır, yoruldunuz ya. Ben size bir türkü söyleyeyim. Bak bu milletin türküsüne bak.

Gesi bağlarında bir tok gülüm var

Ey Allahtan korkmaz sana, bana ölüm var. Yani, Düşün düşün toprağın altını da düşün.

Mevlana anlatıyor. Akbaba ile doğan havada uçuyorlar. Akbaba doğana diyor ki, “Benim gözlerim o kadar ileriyi görür ki, bak yerde aramızda şu kadar mesafe var?” Ama tarladaki buğday taneciğini görüyorum. Ya o nasıl göz ya? Hadi inelim de göster. İniyorlar. Aç kuş buğday tanesini yakalıyor. Meğer bu da tuzağın içindeymiş. Tuzak da kuşu yakalıyor.

Mevlana diyor ki:

“Çok uzaklardan buğdayı görmek iyi, tuzağı göremeyen gözü nideyim ben.”

 Dünyada mutlu olmak yetmez. Ebedi hayatta bakınız Efendimiz buyuruyor ki:

Cennette dört şey var, cennetten üstün. Nedir onlar?

  1. Meleklerin tebriki: Melekler ne diyecek? Ehl-i cennete diyecek ki: “Selam müminler selam, tebrikler, tebrikler size, hak ettiniz ey müminler. Meleklerin böyle deyişi var ya, müminler cenneti unutuyor.
  2. Rabbimiz buyuracak ki: Ey ehli cennet ebedi yaşayacaksınız. Ölüm yok, hastalık yok, zarar yok, zeval yok, keder yok, ülser yok, kanser yok, iflas yok, nimetin azalması yok, başa kakılması yok. Razı mısınız? Elbette razıyız yarabbi. Yani beşer diliyle tasviri mümkün olmayan güzellikler verdin. Nasıl razı olmayalım. Kullarım bunlardan üstün bir şey var. Onu da vereyim mi size? Bundan üstün bir şeyi doğrusu düşünemiyoruz yarabbi.
  3. Kullarım! Ben birinden razı oldum mu, hesap sormam, azap etmem. Allah’ın hoşnutluğu o ne büyük şey. Razı oldum ey ehli cennet sizden. Cennet içinde cennet. Allah’ın hoşnutluğu. Kullarım bundan da üstün bir şey var. Onu da vereyim mi size? Ne olur yarabbi bundan üstün?
  4. “Bizim katımızda bir armağan vardır. Nice yüzler var Allah’ı görecek, sevinçten pırıl pırıl yanacak, nefis bir koku her tarafı kaplayacak. Hanımına dönünce hanımı diyor ki. Efendi! Hayran oluyorum ya, ya sendeki bu güzellik ne böyle, bu nefis kokular ne? Hanııım. Aynı hali ben de sende görüyorum.”

Aşık oldum ben Allah’ın adına

Doyamadım lezzetine tadına

Bana Allah gerek cihan kâr etmez

Benim gönlüm didar ister, eğlenmez.

Sadece dünyada mutlu olmak değil, işte şu dediğim hedefe ulaşabilmek Mümin suresi 7. Ayeti, bakınız rabbımız buyuruyor ki:

“Arşın etrafında Allah aşkı ile tavaf eden melekler var. Başka ne yapıyor o melekler? Müminler için af diliyor. Ne diyorlar? Yarabbi senin ilmin, senin merhametin her şeyi kuşatmıştır. Günahta ısrar etmeyen, senin yoluna giren ve mutlu, huzurlu, güvenli aile sahibi olanları bağışla yarabbi, diyor. Ya bunu iyi söyle. Demek duamda saygı var, huzur var, güven varsa arşın melekleri benim için dua ediyor, demektir. Bu ne kadar önemli…

Değerli müftümüz, açılış konuşmasında bunlara temas etti.

Muhterem davetliler,

Milletin temeli ailedir. Aile sağlam, millet sağlam... Aile çürük, millet çürük... Almanya’da ziraat doktorası yapan bir vatandaşımız, Türkiye’ye döneceği gün, Alman profesör evinde bir ziyafet veriyor. Bizimkine diyor ki: Sanırım Almanya gözlerini kamaştırdı, diyor. Vallahi öyle oldu. Fabrikalarınız, iş hayatınız, trafik düzeniniz, ormanlarınız cidden gözlerimizi kamaştırdı. Diyor ki Alman profesör. Sen bunları bırak, diyor. Fabrikadır, ormandır, trafiktir sen onları bırak. Sizde bir servet var, sizde bir devlet var, biz onu yitirdik. O aile. Aile biz aileyi yitirdik. Sizde aile kutsal. Dön memleketin kadrü kıymetini bil. Batıda kız arkadaş, erkek arkadaş. Nikah ne imiş. Allah Allah nikah ne imiş diyor. Hayvanlar nesli öyle ama insanlar bunu nasıl der? Derse ne olur? Bakın şu vücudumuzun en küçük canlı parçası hücre. O hücrelerin arasına Allah bir ahenk koymuş. O ahenk bozulursa buna kanser diyor doktorlar. Yuvada baba güneş, ana ay, çocuklar da yıldızlar mesabesindedir.

İbrahim peygamber kâbeyi yaparken ne diyor? “Beni ve evladımı Müslüman eyle, diyor. Yarabbi beni ve evladımı namaz kılanlardan eyle” diyor. Bir meşe ağacı bile kuruyup giderken, yerine kendi gibi bir fidan bırakıyor ve öyle gidiyor.

“Üç kişinin amel defteri kapanmaz. İlmi eser bırakan, hayır dua eden evlat bırakan ve hayır eser bırakan, sadakai cariye bırakan.”

Bunlardan biri de demek ki hayır dua edecek bir evlad. “Hiçbir ana ve baba evladına İslam terbiyesinden daha iyi bir miras bırakmamıştır.”

 Yani mahşer günü bir kısım ana ile babanın başına yaldızlı bir taç konuyor. Yarabbi adaletinden şüphe etmeyiz de, kendimizi buna layık görmezdik niye bunu bize verdin? Evladınıza İslam terbiyesi verdiniz de ondan dolayı. Şayet vermezsek ne oluyor? O evlatlar anayı babayı ele veriyor. Yarabbi biz büyüklerimize uyduk. Onlar bizim yolumuzu saptırdılar. İki kat azab eyle ya rabbi. Sakın rahmet etme. Büyük bir lanete girdik. Hem kendilerini yaktılar, hem bizi yaktılar. Şefaatçi değil de şikâyetçi olabiliyor.

Aziz davetliler,

Yuvada saygı olur, sevgi olursa, o yuvada gül biter, çiçek biter. Öfke olur, nefret olursa diken biter, ayrık biter. O dikenler, o ayrıklar da başa bela olur.

Şu ayete bakın. Ayetten önce şu sözü söyleyeyim. Ya bu Necmettin hoca geldi. Uzaktan yakından bir sürü insan toplandı. Ne söyledi ya bu adam? Hah ne söyledik onu söylüyorum.

Dedi ki, milletin temeli aile, ailenin temeli sevgi, saygı, sabır, sadakat. S ile başlayan 4 kelime. Milletin temeli aile, ailenin temeli sevgi, saygı, sabır, sadakat.

“Şu da benim varlığıma delil ki, kendi cinsinizden eş verdim.” Pascal diyor kadının yanında erkeği yaratılmış olarak görmem, Allah’a inanmam için kâfi sebeptir. Ne diyor Rabbımız. “Şu da benim varlığıma delil ki, kendi cinsinizden huzur bulasınız diye eş verdim.”

Mutluluk nikah bölgesindedir. İngiltere de bir profesör hanım emekli olduğu gün, öğrenci kızlara bir konuşma yapıyor. Çocuklar, unvanlar aldım, şöhretlere erdim amma mutlu olamadım. Sebebi, vaktinde yuva kurmadım. Size tavsiyem o ki, vaktinde yuva kurunuz.

Kur’an diyor ki, “Erkekler! Siz kadınlara örtü. Kadınlar! Siz de erkeklere örtü.” Allah böyle yaratmış demek. Erkek gönlünün kadına, kadın gönlünün erkeğe ihtiyacı vardır. Birbirine yâr olacak, yardımcı olacak ve böylece hem dünyada mutlu, hem de ahirette mutlu olmuş olacaktır.

Yüzyıllar boyu bakın Dede Korkut öğütlerine bakın.

Şakağımda ağarsa babam güzel

Ak sütünü emzirse anam güzel

Helalli güzel, tarafta yapılsa gelin odası güzel

Sevgili kardaş güzel, hiçbirine benzemedi.

Cümle alemleri yaradan Allah güzel.

Biz nelere değer vermişiz bakın.

Evet. Şimdi rakamlar söyledi, Yaşar Yaprak hocamız.

Yıl 1995. Türkiye’de 28 bin çift boşanmış.

Yıl 2005. On yıl geçmiş aradan. Boşanan çift sayısı 95 bin.

Allah Allah. Ya korkunç bir şey. Ailemiz kutsal, ailemiz kutsal filan diyorduk amma, korkarım kendimizi kandırıyoruz. Sancı bize de girmiş.

“De ki ey peygamberim, en büyük ziyana uğrayanlar, kendilerini, eş ve çocuklarını ziyana sokan insanlardır.”

Aziz davetliler,

Peki, ne lazım öyleyse? Bakın sevgili peygamberimize soruluyor:

Ey Allah’ın Rasülü bize dünyada ne tavsiye edersin? Üç şey tavsiye ederim:

“Allah’ı seven bir gönül,  Allah’ı anan bir dil, kişinin mutluluğuna mutluluk katan Saliha bir eş… “

Kime Allah Saliha bir eş verdiyse, dininin yarısını kurtarmıştır. Allah’tan korksun. Geri kalan yarısını da kendi kurtarsın. Saliha  eş nasıl olur Ya Rasülallah? Yüzüne bakarsan seni sevindirir, emredersen itaat eder, kocasının gıyabına malını ve iffetini korur. Ama öbür tarafta erkeğe de diyor ki:

 “Sizin hayırlınız eşine karşı hayırlı olandır. Ben ise içinizde eşine karşı en hayırlı olanınızım.” Ayşecik, pembecik diyor.

Bakın, efendimizle Hazreti Ayşe annemiz evlendiklerinin ilk günleri. Hazreti Ayşe oldukça zayıf, naif. Bir koşu tertipliyorlar. Hz. Ayşe geçiyor. Kısa süre sonra Hz. Ayşe kilolanıyor. Yine bir koşu. Bu sefer de peygamberimiz geçiyor. Evvelki yarışmamızın rovanşıdır bu, buyuruyor. “Kişinin eşinin ağzına lokma koymasında ecir var, sevap var” buyuruyor.

Efendimizin annemize karşı asık yüzlü olduğu, öyle kaba davrandığı hiç vaki değil. Bir dönüyor, Ayşecik diyor, Hümeyra diyor, Pembecik diyor. Koşu tertipliyor, mübarek yüzünden tebessüm hiç eksik olmuyor.

Aziz davetliler,

Sevgili peygamberimizin ilk evlendiği eşi, annemiz Hazreti Hatice. Hz. Hatice bilindiği gibi peygamberimizden yaşı fazladır. İki kocadan dul kalmıştır. Kendisi zengin bir kadındı. Zengin bir adamla evlendi. Adamın ölümü üzerine ikinci koca, o da zengindi. Bak, iki zengin kocadan miras kaldı. Kendi de zaten varlıklıydı. Şimdi büyük bir para var elinde. Bu paranın böyle atıl durması olmaz. Bu parayı kime güvenmeli. Kölesi Meysere diyor ki:

-          Hanımcığım, diyor güvenilecek birisi var. Hz. Muhammed. Gel para bizden emek ondan, ancak onun gibi bir insana emanet edilir bu.

-          Peki, acaba kabul eder mi? Rica ediyorlar.

Efendimiz de kabul ediyor. Hz. Hatice kölesi Meysere’ye ticari sefere gönderirken

 -

- Meysere diyor, senin başka işin yok. Sen bu değerli insana hizmet edeceksin, saygı göstereceksin. Karla kazançla dönüyorlar. Hazreti Hatice soruyor.

- Meysere, hizmet ettin mi? Hanımcığım ben böyle erdemli insan görmedim. Evet, sen beni görevlendirdin ki ben buna hizmet et diye. Vallahi o bana hizmet etti, diyor. Hanımcığım sen evlenme defterini kapattın bir daha evlenmem diyorsun. Gel bu defteri aç. Buna dünür gidelim. Bu kaçırılacak insan değil. Gel buna dünür gidelim.

Şimdi Bolu’nun geleneği ne? Erkek tarafı mı dünür gider? Hanım tarafı mı? Erkek tarafı… Ama orada bakın hazreti Hatice Efendimize dünür oluyor. Peygamberimiz de kabul ediyor. Ne hikmet var ya zenginler sıraya girmiş. Hangimizin kızını istersen verelim denildiği halde iki kocadan dul kalmış yaşı da kendinden fazla yani şöyle Osmanlı bir kadındı. Hâne-i saadette Hz. Hatice gibi birine çok ihtiyaç vardı.

Bakınız Efendimiz cebeli nurdan ilk vahye mazhar oldu, döndü. “Örtün beni, örtün beni” Allah’a muhatap olmak kolay mı? Tir tir titriyor. Ve bir müddet yatak yorgan dinlendikten sonra gördüğü meleği anlatıyor. Hatice buna kim inanır? Bu insanları inancından çevirmek, bu küfürden, şirkten bu imansızlıktan, bu zulümden, bu anarşiden, bu insanları çevirmek kolay iş mi?

-          Bana kim inanır?

-          Sana ben inanırım, diyor.

Ve ümmet ilk kütüğünün ilk sırasına adını çaktırıyor Hz. Hatice annemiz.  İlk iman eden kişi oluyor. Bakınız sevgili peygamberimiz cebel-i nurun zirvesindedir. Hatice annemiz, gidenler bilirler Ergün hocamız çok yakın bilirler. İnanın ben bundan tam 36 sene önce çıktım. Çıkarken de hatta geri dönecektim. Hocamın anası yaşlı bir kadın, çıkmasak da olur dedim de, kadın dedi ki:

-          Benim peygamberim çıkmış da bana ne oluyor dedi, ondan utandım ben de çıktım.

Yani çıkılması zor demek istiyorum. Hatice annemiz iki elinde yemek kabıyla cebeli nura tırmanıyor. Vahiy meleği oraya geliyor, efendimize diyor ki:

- Cenab-ı Hak benimle Hatice’ye selam gönderdi. Sana olan hizmetinden dolayı. Ve sana yemek getirdiği için şeffaf bir cennet sarayı ile de Rabbim müjdeliyor. Onu duyuracaksın Hz. Hatice’ye dediğimde, Hatice annemiz de gelmiş efendimizin yanına oturmuş. Hatice biliyor musun? Şu anda vahiy meleği Cibril bulunuyor yanımda. Allah seni şeffat bir cennetle müjdeliyor. Ve sana selam göndermiş Hatice deyince ağlamaya başlıyor. Allah’ın selamına nasıl karşılık verilecekti? “Allahümme entesselam veminkesselam. “Allahım sen selamsın, selamet verensin. Ne yücesin rabbım” şeklindeki sözle karşılık veriyordu.

Hz. Hatice annemizin ölüm yılına keder yılı dendi. Peygamberimiz, “Ben Hatice sevgisiyle rızıklandırıldım.” buyuruyor. Hatice annemizin vefatından sonra,

Hz. Aişe annemizle evlendiler. Bir gün peygamberimizle Hz. Aişe evde bulunuyorlar. Hz. Aişe’nin gönlünden şunlar geçiyor.

-          Gencim, güzelim, bilgiliyim. Dünyanın en değerli erkeğinin nikâhındayım. Var mı benim gibisi? Derken kapı çalınıyor.  İhtiyar bir kadın, Hz. Hatice’nin arkadaşı. Hz. Hatice var iken, hayatta iken gelip giden kadın.

-          Hatice, Hatice’nin arkadaşı diye Efendimiz onu içeriye alıyor. Ona izzet ikram ediyor, iltifat ediyor, ağırlıyor, uğurluyor. Hz. Aişe’nin de dili çözülüyor.

-          Ya Rasülallah! Yani bu Hatice senin eski eşin, beli bükülmüş, dişi dökülmüş, ölmüş, gitmiş. Hatice’nin arkadaşı geldi diye kaç defa Hatice lafı ettin? Yani Allah sana beni verdi, bu yetmez mi? derken, Efendimiz buyuruyor:

-          Aişe, herkes benim karşımda yer alırken bana iman eden Hatice’ydi. Servetini benim davam uğrunda harcayan Hatice’ydi. Ben haremi şerifte namaz kılarken müşrikler deve işkembesini başıma boşalttıklarında, elleriyle, parmaklarıyla saçımı başımı temizleyen Hatice’ydi. Hatice benim çocuklarımın anacığıdır. Hatice, dünyadan ayrıldı diye onun hatırasına saygı göstermeyecek miyim? Ahde vefa imandandır, buyuruyor.

Efendimizin evinde zaman zaman kurban kesiliyor. Bir budunu fakire gönderiyor.

-          Bu Hatice’nin sevmidir, buyuruyor. Sanki Hz. Hatice hayatta da ve komşu da oturuyor da ona gönderiyormuş gibi fakire gönderiyor. Bu Hatice’nin sevmidir. Ölmüş eşine karşı bile vefası, bağlılığı bu şekildedir. Bizim de buna ihtiyacımız var.  İşte saygı, sevgi olursa yuvada gül biter, çiçek biter. Dedim ya biraz önce, bizim çocuklarımız doğduğunda analarımız uyuturken şöyle derdi:

Hu hu bir Allah

Sen iyilikler ver Allah

Sen iyilikle verirsen

Yavrum büyür inşallah

 

Yattım sağıma, döndüm soluma

Sığındım sübhanıma

Melekler şahidim olsun

Dinime imanıma

 

Yattım Allah kaldır beni

Nur içine daldır beni

Ölürsem iman üzere öldür beni

Kalırsam sabah namazına kaldır beni

 

Kızımı öyle terbiye ettim ki

Ölürse yer beğensin, kalırsa yâr beğensin

 

Erkek evladını vatan hizmetine gönderirken,

 

Git oğlum haydi git, ya gazi ol ya şehit

 

Haydi oğlum seni bugün için doğurdum.

Hamurumu yiğitlik duygusu ile yoğurdum.

 

Milli mücadele yıllarımızda şu aile tablosunu sunayım size.

 

Hasan çavuş’un anası mektup yazıyor.

 

Geçen gece ben bu cengin rüyasını görmüştüm.

 Sevincimden ağlayarak hayır diye yormuştum.

Sağ elimde yükselmişti o sancak,

O sancak ki müslümanın şanlı namus gömleği,

Cana minnet bilir anın uğrunda ölmeyi.

Sen düşünme millet bize canı gibi bakıyor.

Bolluk şükür, zahire her taraftan akıyor.

Eğer köyde ölen kalan var mı diye sorarsan

Eşi dostu hatırlayıp anarsan

Muhtargilin Ahmet şehit olmuş haber geldi dün.

Şenlik oldu, mevlid oldu düğün oldu bütün gün.

Köy giyindi kuşandı hep namazgaha gittiler,

O şehidin rahmetullah duasını ettiler.

Ne diyor köydeki haber bu. Muhtarların Ahmet şehit olmuş. Saçımızı başımızı yolmadık. Bağrımıza kara taşlar çalmadık. Ahmet’in anasını tebrik ettik. Ahmet’in kardaşı ne diyor?

O kadar kaldı mı bağrın ey çocuk

Ecelin sunduğu şarabı içtin

Sırayı saygıyı unuttun çabuk

Sebep ne? Ağandan ileri geçtin

 

Nişanlısı  ne diyor:

Dedi Ahmet beni artık ahrette beklesin

Ben onunum. Utanmasın beni Hak’tan istesin

Kaderim bu, şehit olmuş benim şanlı yiğidim.

Kız kalırım varmam ere, ben de canlı şehidim.

Muhterem davetliler,

Demek bakın elin oğlu bizi teşhis etti, bizi ayakta tutan bir şey var. Sağlam aile yuvamız. Ama şimdi bizi oradan vurmak istiyorlar. Bütün propagandalar aileyi zayıflatmaktır.

Burcu burcu yuvamızda saygı vardı, sevgi vardı. Sadece dilimizle okumuyorduk. “Rabbena Atina fiddünya haseneten ve fil ahireti haseneten”  “Yarabbi bize dünyada iyilik ver, ahirette iyilik ver. Sadece dilimizle değil, davranışlarımızla da böyle yapıyorduk. ” Ama son yıllarda sancı girdi. Dikkatinizi çekiyorum.

Bakın, eski ile yeniden bir misal vereyim. Bir gün huzuruma yaşlı bir hanım geldi. Şöyle çıkının içinden çıkardı bir on milyon. Tarihi bir caminin onarımını yaptırıyordum.

-          Müftü efendi, dedi, şunu ölmüş kocam için getirdim. Baktım kadının haline.

-          Anam dedim senin dedim, sigortan var mı?

-          Emekliliğin var mı?

-          Yok dedi. Onlar yok.Dedim ki;

-          Bak, peygamberimiz “Mü’minin niyeti amelinden hayırlıdır” buyuruyor. Sanki sen verdin onu. O dedim yanında dursun. Belki ilaç alırsın, meyve alırsın.

-          Ne ilacı, ne meyvesi dedi ya… Ben taş yiyeyim, sen al bunu.

-          Niye ısrar ediyorsun? dedim.

-          Müftü efendi. Bu aile sırrıdır. Bunu kimseye söyleme dedi. Ama sana söyleyeyim dedi. Gençliğimde ben hastalandım. Kocama hizmet edemedim. Ama kocam öyle iyi adamdı ki benim başıma kakıçlı etmedi. Yani ben genç bir erkeğim, bana kadın lazım demedi. Benim yolumu bekledi. Bana hizmet etti. Ben iyi oldum. Ona hizmet edecek hale geldim ama o mübarek adam dünyasını değişti.   O yüzden şimdi elime bir para geçti mi onun namına hayır yaparım. O yüzden ne olur bu parayı da al, şu cami için al hocam.

Şu vefaya bakın ya… Yani koca gitmiş. Aradan yıllar geçmiş o paraya hakikaten ihtiyacı var onun. Nerden biri vermiş, sadaka diye zekât diye vermiş. O parayı da yemiyor, harcamıyor. O diyor, o mübarek adam için sevabı ona gitsin diyor. Şu bağlılığa bakın.

Ama bir de günümüzden misal vereyim. Bir gün huzuruma bir çift geldi. İkisi de tahsilli, kültürlü.

-          Hocam, biz anlaşamadık, ayrılmaya karar verdik. Bir kere de sana geldik.

-          Kızım! Sen bu hayatı şarkılardaki türkülerdeki gibi mi sanıyorsun? Ne diyorsun ya? Bu hayatı şaka mı sanıyorsun sen? Yani yeni bir delikanlı ile evleneceksin, o tornadan mı çıkacak? Evlenirken Allah’a söz verdin, peygambere söz verdin. Sen boşanmış birine danış da, öyle karar ver kızım.

-          Delikanlı! Sen hayatı şaka mı sanıyorsun yav? Yani Allah’a sorumluluk yok mu? Sen hadi siz boşandınız, çocuk ne olacak? Ortalıkta kalacak, toplumun başına bela olacak. Bunlar tabi dinlememişler benim sözümü, mahkemeye müracaat etmişler. Müfte bey’e de vardık deyince hâkim peki, müftü ne demiş diye. Hakim de illaki beni dinleyecek. Boşama kararı vermedi amma o anda 7-8 tane avukat toplandı. Hocam! Girdiğimiz davaların % 40 böyledir, dedi.  Yani benim bulunduğum o şehirde üç tane aile mahkemesi var. Yetmiyor dördüncü beşinci aile mahkemeleri de kurulmak teşebbüsündedir.

Yani testi kırılmadan önce Aziz Bolulular, bu konuyu işlememizin sebebi budur.  Madem İbrahim peygamber oğlu İsmail aleyhisselam ile birlikte kâbeyi yaparken da ediyorlar. Bu kutlu, bu mutlu, bu muhteşem meclisi bitirirken biz de dua ile bitirelim.

Amin

Euzübillahimineşşeytanirracim. Bismillahirrrahmanirrahim. Sübhane rabbiyel aliyyil a’lel vahhab. Elhamdülilahi rabbil alemin. Vel akibetülil müttekîn. Vessalatü vesselamü ala rasülina muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ecmain.

Ya Erhamerrahimin!

 Bizlere bitmez tükenmez nimetler ihsan eyledin. Sana hamdolsun.

Cennet gibi bir vatanın sahibi, mefahir dolu tarihin varisi kıldın.  Sana hamdolsun.

Bizi minare gölgesinde, ezan ülkesinde dünyaya getirdin. Sana hamdolsun.

Müslüman ana ve babadan dünyaya getirdin. Sana hamdolsun.

En büyük servet, en büyük devlet imana erdirdin. İman nimetini aramadan buldurdun. Sana hamdolsun.

Ruhlar âleminde sana verdiğimiz kulluk sözleşmesini yenilemek istiyoruz. Lutfunla kereminle bizi kabul eyle. Sana layık  kul eyle. Habibine layık ümmet eyle. Kur’an’a hadim millet eyle. Şu anda affolmadık bir günahımızı bırakma. Sevince çevirmediğin bir keder bırakma. Ödetmeyeceğin bir borç bırakma. Kabul etmediğin bir duamızı bırakma.

Ya Erhamerrahimin!

Yerler gökler, doğular batılar, canlılar cansızlar Senin elinde, Senin emrinde. Sen denizde nehir akıtan, dikende gül bitiren, kuru topraklara can veren Allah, gönüllerimizi sevginle doldur. İtaati sevdir, isyandan nefret ettir Yarab.

Ya Erhamerrahimin!

Yuvalarımıza, yurdumuza huzur, saadet ve mutluluklar ihsan eyle. Bizlerden ayrılarak huzuruna varmış cümle geçmişlerimizin ruhlarını şad eyle, makamlarını cennet eyle. Hazır bulunan şu insanların vücutlarına sağlık, kazançlarına bereket, yuvalarına mutluluklar lutfeyle. Malımızdan, canımızdan yaratılan evlatlarımızı bizler için hayırlı eyle. Onları sevgili peygamberimizin ahlakıyla mütahallik, sünnetiyle mütesennin eyle. Senin mahkemende onları bizden şikâyetçi değil, şefaatçi eyle yarabbi.

Ya Erhamerrahimin!

Topraklar üstünde aziz ettin, toprağın altında zelil etme. Toprağın üstünde kazananlardan ettin, toprağın altında kaybedenlerden etme ya rabbi… Ahir ve akıbetimizi hayreyle. Cennetle cemalinle ikram eyle, sevgili peygamberimiz arşın altına varıp ta: yarab senden nefsimi istemiyorum, ciğer parem, gözüm nurum Hazreti Hasan ile Hüseyin’i istemiyorum, ümmetimi istiyorum diyerek yapacağı şefaatten bizleri hisseyab eyle yarabbi.

Ya Erhamerrahimin.

Yüzyıllar boyu bu aziz millet senin için yaşadı. Senin için öldü. Kanını, canını, malını, kılıcını, kalemini, çekicini hep senin yolunda kullandı. Üzerinde güneş batmayan yerlerin taşına, toprağına, namını, şanını hak eden şu insanları dünyada da ahirette de aziz eyle yarabbi. Fitnelerden, fesatlardan, kazalardan, belalardan hıfz i eman eyle. Sevgili peygamberimiz hicret ederken, Arabistan çölünün her bir zerresi, bir cani olup karşısına dikildiğinde melekler ordunla sekinet verdiğin gibi, dünyanın şu fitne zamanında aziz milletimizi her türlü terör gibi, deprem gibi, kuraklık gibi afet ve musibetlerle terbiye etme yarab!

Yunus aleyhisselamı gece karanlıklarından, deniz dalgalarından, aydınlığa kavuşturduğun gibi, bizi de maddi manevi bunalımlardan aydınlığa kavuştur yarab.

Ya Erhamerrahimin!

Şu konuda da dua edilse de,  şu cemaat âmin deseydi diye gönlünden geçen kardeşlerimizin muratlarına nail eyle.

Rasülussakaleyn Muhammed Mustafa ra salavat..

İmamül Haremeyn Muhammed Mustafa ra salavat,

Ceddül haseneynil ahseneyn Ahmed-i Mücteba  ra salavat

Azemeti Hüda dua ra , icabeti dua ra tekbir .

Allahü Ekber Allahü Ekber.

La ilahe illallahü valallahü ekber.

Allahü ekber velillahilhamd.

Essalatü vesselamü aleyke ya rasülalallah.

Essalatü vesselamü aleyke ya habiballah.

Essalatü vesselamü aleyke ya seyyidel evveline vel ahirin.

Ve selamün alel mürselin

Velhamdü lillahi rabbil alemin.

El-FATİHA….

 (Bu konferans metni, Bolu Müftülüğü tarafından bant çözümü yapılmak üzere bana gönderilmiştir. Bu güzel konuşmanın vaazsitesi.com da yayınlanmasının faydalı olacağı kanaatiyle 19 Mayıs 2008 tarihinde yayına verilmiştir. Vehbi Akşit (Bu konuşma tarafımdan dinlenmiş ve bant çözümü tarafımdan yapılmıştır) 

 

 

 

 

 

 

 


Yorumlar - Yorum Yaz


Hadislerle İslam
İslam Ansiklopedisi
2017 Kutlu Doğum





Son Peygamber
Siyeri Nebi

Sesli Kitaplar
Evrensel Mesaj
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar3.87653.8921
Euro4.57284.5911
Hava Durumu
Anlık
Yarın
15° 5°
Saat