
GÜL ( Rosa damascena Miller )
Güller insanoğlunun
bildiği,aşkı,sihiri,sevgiyi,ümidi ihtirası
sembolize
eden ilk çiçeklerden biridir." GÜL " ismi
anlamı " kırmızı " olan latince rosa
kelimesinden gelmektedir.Fakat güller çok
farklı renklerde bulunur ve
latince olarak "roses" olarak adlandırılır.
İlk Gül fosili 3.5 milyon yıl öncesine
aittir ve Irak'da Sümerlere ait yazıtlarda
kayıtlara geçmiştir.Bilinen bu ilk güllere
"Damask" gülleri denir ve eski
Mısır Mezarlarında bulunmuştur.
Modern Güller ise 1867 yılında ilk defa
hibridleme yöntemleriyle üretilmişlerdir.
Tarih boyunca botanistler 200 gül çeşidi
sınıflandırması yapmışlardır.
Nebukednazar kendi sarayında dekoratif
olarak gülleri kullanmıştır.
"Persia" adını verdiği parfüm yağını
geliştirmiştir.Çok farklı anlamlar
ifade eden güllerin çok farklı renkleri
vardır.Ayrıca günümüzde
hibridleme yöntemleri ile çok değişik şekil
ve renkde güller üretilmiştir.
10.000 in üzerinde gül hibridleme yöntemi
ile üretilmektedir ve genelde
o gülü ilk üreten kişinin adı ile
anılmaktadır.
Gallicas,Damasks,Albas,Centifolias,Mosses,Chinas,Portlands,
Bourbons,Teas,Hybrid Perpetuals ve Noisettes
modern klasik
gül çeşitleridir.Ve genelde üretildikleri
yer veya kişinin adı ile
anılmaktadır.Eski güller modern güllerden
daha fazla kokulu ve
aslidir.Parmümlerde daha çok eski güller
tercih edilir.
EVRENİN kusursuzluğunu ve tüm bitkilerin
gizini kendinde toplamış bir kraliçe: Gül...
Ona yüklenen anlamlar mı onu eşsiz kılar,
yoksa eşsizliği mi ona bunca anlamlar
yüklenmesini sağlar bilinmez ama, saf
güzelliği ve kokusu yönünden güllere eşdeğer
çiçek yoktur bitkiler aleminde.
Gül, her yerde en iyilere layıktır. İran'da
doğmuş ve oradan yayılmıştır dünyaya...
Haçlı seferleri sırasında başka topraklarla
tanışma şansını elde eden gül, gittiği her
ülkede ozan, savaşçı ve sevgililere esin
kaynağı olmuştur. Kleopatra, Antuan'ı
yerlere serdiği diz boyu güllerle baştan
çıkarmış, Roma ziyafet sofraları bu çiçeğin
taç yaprakları ile süslenmiştir.
Taçlarının eşi bulunmaz kadifeliğine, zümrüt
yeşili yapraklarının kusursuz orantısına ya
da taçların ortasına kurulan etaminin (çiçeklerde
erkeklik organıdır) erimiş altınına her ozan
vurulmuştur. Belki bülbülü de etkileyen
buydu kim bilir?
Efsaneye göre bülbül güle aşıktır. Gül önce
solgun bir ak güldür, goncanın seher vakti
açtığı sanılır, bülbül bütün gece bu anı
bekler. Gonca açılacaktır, bülbül
seyredecektir, ama beklediği anı yaşayamadan
uykuya dalar, goncanın açılışını seyredemez.
Her seferinde fırsatı kaçırır... Gül mevsimi
geçer bülbül lal olur. Gül mevsimi gelir
ötmeye başlar, gülün açılmasını kendi
muhabbetine karşılık vermesini bekler,
bülbül öter, gül naz eder. Bülbül hasretle
gülün dalına konar ama daldaki dikeni fark
etmez, diken bülbülün göğsüne batar, al
kanlar sızar bülbülden... Gülün toprağına
akan kanlar yağmur suyuyla gül fidanına
geçer ve ondan sonra beyaz gül kıpkırmızı
açmaya başlar...
Bu yüzden "gülün kırmızısı bülbülün
kanındandır" ya da "vefakar bülbülün ölümüne
sebep olan gül hicabından kızarır" denir.
Şiirler bundan dolayı bülbül-gül-diken
üçlüsü üzerine kurulur. Artık sevda nimeti,
külfeti ile beraberdir. Efsaneden gerçek
sözler yerleşir hafızamıza; "gülü seven
dikenine katlanır", "gül dikensiz olmaz"...
Binlerce çeşit gül
Ancak gül sadece şairlerin değil, bitki
bilimcilerin, kimyacıların, bitkiyle tedavi
uzmanlarının ve onun şaşırtıcı gücünden
yararlanmak isteyenlerin de dünyasıdır.
Yaban gülü cins ve türleri oldukça fazladır
ve bunların 40 kadarı Avrupalıdır.
Yetiştirilen gül çeşitlerinin sayısıysa
binleri aşar. Bitki yetiştiricilerin her gün
bir yeni cins elde ettikleri söylenebilir.
Ve bu sihirbaz çiçek, bahçelerde erguvandan,
ametisten daha parıltılı bir mora,
kırmızıdan pembeye, sarıdan portakal rengine,
hiçbir imparatorun tacında görülmemiş
rubiden (kırmızı yakut) safire (gök yakut)
olağanüstü bir tablo yaratır.
Bu kadar çeşit üzerine düşen borçları öder
ve neredeyse maddeden arınmış düşsel bir
güzellik yayar çevreye.
Saf gülle tedavi
Güllerin çoğu melezleştirmeyle kötü işlem
görmüş, tarımsal savaş ilaçlarıyla
öldüresiye yıkanmış ve "iyileştirici,
verimleştirici" kimyasal gübrelerle bol bol
doyurulmuş, böylece ilaç olarak kullanılma
niteliklerini tümden yitirmişlerdir.
Tedavide kullanılanlar melezleştirilmemiş ve
işlem görmemiş olanlarıdır.
Ortaçağ'da verem hastalarını
saf gülden yapılmış reçellerle tedavi
ederlermiş. Bundan da anlaşıldığı gibi taç
yapraklarından demleme usülüyle hazırlanan
hafif bir çay zamanında içildiğinde boğaz
hastalıkları, burun ve bronş akıntıları,
sindirim sisteminin inatçı iltihapları,
ishal ve dizanteri için etkili bir ilaç olur.
Ölçüsüz alınan antibiyotiklerle bağırsak
florası bozulmuş kimselerin bu demleme ile
kür yapmaları iyidir. Bu demlemeyle vajinal
yıkama akıntılara karşı da etkili sonuç
verir. Yoğun kaynatılmış taç yaprakları ve
gül şurubu ise göğüs hastalıkları için ve
genel güçlendirici olarak kullanılır.
Özellikle akciğeri hırpalanmışlarda çok
faydalıdır. Gül taçları ile yapılan banyolar
romatizmal ağrılara iyi gelir.
Gül kokusu için "meleklerin sevdiği koku"
derler. Dekorasyonda, çiçek düzenlemelerinde
kullanılır. Çiçeği, kokulu taç yaprakları
salata ve pastalara konulur. Ayrıca
bunlardan şurup, sirke, şerbet, reçel
yapılır. Türkiye'ye özgü gül lokumunu da
unutmamak gerekir.
|
|